Alpaslan Savaş yazdı: 1 Mayıs’a övgü

Türkiye Komünist Partisi Merkez Komite üyesi Alpaslan Savaş 1 Mayıs’ın tarihsel anlamını ve bugünkü önemini vurgulayan bir yazı kaleme aldı.

soL Haber Portalı’nda “1 Mayıs’a övgü” başlığıyla yayımlanan yazı şöyle:

1 Mayıs, insanoğlunun kendini ifade etmek için belirlediği ayırt edici günler içinde tartışmasız en çarpıcı olanıdır. Marksist tarihçi ve yazar Eric Hobsbawm 1 Mayıs’ın ayırt edici niteliğini şöyle anlatıyor:

“Gerçekte 1 Mayıs’ın elde ettiği çok büyük başarının nedeni, işçi sınıfıyla ilintili, başkalarıyla paylaşılmayan ve dahası işçilerin kendi eylemleri sayesinde zorla kazanılmış tek bayram olmasıydı. Bunun da ötesinde, görünmez olanların açık gösteri yaptıkları ve en azından bir günlüğüne egemenlerin resmi alanını ve toplumu ele geçirdikleri gündü.”1

1 Mayıs’ın daha etkileyici bir anlatımına başka yerde rastlamadığımı söylemeliyim.

Sadece işçilerle ilgili olan ve başkalarıyla paylaşılmayan bir bayram günü… Bu nedenle 1 Mayıs enternasyonaldir. 1 Mayıs’a kadar Avrupa’daki tüm düzenli tatil günleri dini tatillerdir.

Başka…

Yine Hobsbawn’a kulak verelim:

“Bütünüyle gelecek odaklıdır. Geleceğin ne getireceği tam olarak belli değildi, yalnızca güzel olacaktı ve gelişi kaçınılmazdı. 1 Mayıs’ın başarısı, onu gelecek için bir gün olmanın ötesinde, bir şenlikten ve gösteriden fazlasına dönüştürdü.”

1 Mayıs’ın ortaya çıkışındaki güçlü motivasyonlardan biridir yarını fethetme duygusu. 1890’ların varlığını kanıtlamış işçi sınıfından ve henüz ihanet etmemiş II.Enternasyonal ile kurduğu siyasi temsiliyetten kaynaklanmaktadır. Gerçekten çok güçlüdür.

1890’da işçilerin genel oy hakkı, sekiz saatlik işgünü talebi gibi çok önemli mücadele gündemleri bulunuyordu. 1 Mayıs, bu gündemler ile işçi sınıfının yeni bir düzen arayışının bağlantısının kurulması anlamına da geliyor.

Yarını fethetmek bugünü kazanmakla başlar. Gelişi kaçınılmaz olan güzel gelecek, bugün verilen mücadele saklıdır. İşçileri kalabalık topluluklar olmaktan çıkarıp bir sınıf haline getiren de bu mücadelenin kendisidir. O yoksa ne bir sınıftan ne de bir gelecekten söz edilebilir. 1 Mayıs işte bu nedenle işçi sınıfı mücadelesinde geçmiş-bugün-gelecek bağlantısıdır.

Yasal 8 saatlik işgünü talebini tüm otoritelere duyurma amacıyla uluslararası bir gösteri yapma kararı, II.Enternasyonal’in 1889 tarihli ilk kongresinde alındı. Toplantı tarihi Fransız devriminin yüzüncü yıl dönümüdür ve kararı alan kongrenin toplandığı kent devrimin başkenti Paris’tir. Bu denk gelişi 1 Mayıs’a dair sözünü ettiğim geçmiş-gelecek bağlantısı için kanıt sayacak değilim elbette ama bazen tesadüfler çok güzeldir.

İlk 1 Mayıs gösterisi 1890 yılında yapıldı. Perşembe gününe denk geliyordu. Oysa ne II.Enternasyonal’in ne de Amerikan Emek Federasyonu’nun eşzamanlı çağrısında herhangi bir “iş bırakma” kararı yoktu. Patronlar ve hükümetler, işçilerin iş bırakıp gösterilere katılmasını önlemek için tedbir arayışlarına girdiler. Hamburg birahanelerinde sivil polislerin, işçiler arasındaki tartışmaları raporladıkları biliniyor. Kimi ülkeler yasaklama getirdi. “Zor” sermaye sınıfının daha ilk kutlamadan sarıldığı silah oldu.

Her şeye rağmen işçiler ilk 1 Mayıs’ı büyük coşkuyla ve pek çoğunda iş bırakarak kutladı. Londra birkaç yüz bin işçiyle Hyde Park’ta toplandı. Rus imparatorluğunun Avrupa’da kalan bölgelerinde kitlesel gösteriler yapıldı. Doğu Avrupa’da, özellikle Balkanlar’daki kutlamalar çok başarılı oldu. Viyana’daki gösterileri Engels, Avrupa’nın en görkemli 1 Mayısı olarak anlattı.

Sonrasında 1 Mayıs hiç gündemden düşürülemedi. İçeriksizleştirme girişimleri başarılı olamadı. Yasaklara rağmen tüm dünyada işçiler bir şekilde sözünü söyledi.

Hobsbawn’ın dediği gibi, 1 Mayıs görünmez olanları görünür yapıyor ve bir günlüğüne de olsa, egemenlerin resmi alanını ve toplumu işçi sınıfı ele geçiriyor.

Bu ayırt edici günü taçlandıran olay, tartışmasız işçi sınıfının iktidarı ele geçirdiği Ekim Devrimidir. Sovyetler Birliği’nde 1 Mayıs kelimenin gerçek anlamıyla işçi sınıfı için bir “bayrama” dönüşmüştür.

Evet, 1 Mayıs işçi sınıfının “kendi eylemi” sayesinde ve “zorla” kazanılan tek bayramdır. Türkiye’nin geç kapitalistleşmiş oluşu, Türkiye işçi sınıfının nitel ve nicel olarak yavaş gelişimi, bizim 1 Mayıslarımız için de bu gerçeği değiştirmiyor. Genç Cumhuriyet’in işçi sınıfı, 1927’ye kadar her 1 Mayıs’ta “biz de varız” demeye çalıştı, sonraki yasaklı 49 yıl boyunca, çoğu zaman komünist kadroların öncülüğünde kâh bir fabrikanın bahçesine atılan bildiriyle, kâh iki duvar arasına asılan elde boyanmış bir pankartla 1 Mayıs’ta sözünü söylemeyi denedi.

Türkiye, sınıflar mücadelesinin çok sert yaşandığı bir ülkedir. 1 Mayıslarımızın tarihi bunun kanıtıdır. Ama bu sertlik bizim 1 Mayıslarımızın dünyadaki diğer örnekleri içinde öne çıkmasını engelleyememiştir.

İlk gösterinin ardından 132 yıl geçti. Şimdi işçi sınıfı her yıl olduğu gibi bir kez daha tüm dünyada aynı gün sahneye çıkacak. Bunların kiminde zayıf kalacak, kiminde güçlü olacak, kiminde yasaklı tutulacak, kiminde özgürce meydanları dolduracak. Ama 132 yıldır değişmeyen tek şey 1 Mayıs’ın işçi sınıfı için gelecekle kurduğu bağın anlamı olacak. O gelecekte sınıfsız, sömürüsüz, eşit ve özgür bir düzen mutlaka kurulacak.

Kaynak: (BHA) – Beyaz Haber Ajansı

Related Posts

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.