Gündemdeki Gazeteci Murat Ağırel: “Yolsuzluk Yapanın Siyasi Partisi ya da Takımı Olmaz. Hırsız Hırsızdır!”

‘Yolsuzluk yapanın siyasi partisi ya da takımı olmaz. Hırsız hırsızdır!’ 

Murat Ağırel bu aralar çok gündemde. Gün aşırı X platformunda TT oluyor. Yani memlekette, dolayısıyla da sosyal medyada en çok o konuşuluyor. Bunun de sebebi sorduğu sorular ve ortaya çıkardığı belgeler ama bana sorarsanız onu bu kadar gündemde tutan daha önemli bir şey daha var ve aslında bir gün her şey yoluna girerse esas tartışmamız gereken konu da bu.

Çünkü Ağırel merak ediyor, araştırıyor, sorular soruyor, sorularının muhataplarına ulaşıyor, cevaplarını olduğu gibi aktarıyor ve cevaplar onu tatmin etmezse de karşısındaki kim olursa olsun sormaya devam ediyor.  

Yani o aslında kendisinin de söylediği gibi ‘işini yapan sıradan bir gazeteci’…

Ne hikmetse bizim memlekette süper kahraman muamelesi görüyor.

O kadar alışmışız ki gazetecilerin birer ulak gibi kullanılmasına, soracağı sorulara kendi karar vermiş gibi yapan (!) ama sufle alan meslektaşlarıma ve ‘reklam panosu’ kılıklı köşe yazılarına, TV programlarına…

Bu adam bizi şaşırtıyor ve beni de en çok da bu “şaşırma” halimiz üzüyor.

Murat, Adana Ceyhanlı. Fakir bir ailede büyümüş. 6 kardeşin tek erkeği. ’14 yaşımda ayaklarımın üzerinde durmayı öğrendim. Ailemden para almadan yaşayana kadar ikinci bir ayakkabım olmadı. İstanbul’a geldim, tırnaklarımla kazıyarak tutunmaya çalıştım’ diyor.

Murat, senelerdir gazeteci. Yani onu Dilan Polat ve kozmetik sektöründe yaşandığı iddia edilen yolsuzluk dosyalarıyla tanıdıysanız bu sizin kaybınız. Beş kitabı var. ‘Ben kendimi bildim bileli yolsuzlukları yazıyorum’ diyor. Hakkında binlerce soruşturma, yüzlerce de dava açılmış. Hapis deneyimi de mevcut. 

‘Devam edecek misin?’ diyorum. Ben Kemalist bir Türk Milliyetçisiyim. Bildiğim yolda yürümeye devam ederim, sarsılırım dizlerimin üzerine düşerim belki ama inadım beni ayağa kaldırır’ diyor.

Gözlerindeki ifade ile ağzından çıkanlar bu kadar senkronize olan birini çok az rastlarsınız.

‘Hiç susmanı isteyen olmadı mı?’ diyorum. ‘Ben bir yerde çalışacaksam tek şartım var Pelin, o da editöryal özgürlük. Ben dilediğimi yazar ve konuşurum. Cümlelerim de beni bağlar. Yargılanacaksam da yargılanırım’ diyor. 

Sosyal medyada seveni kadar nefret edeni de çok tabii ki. Sürekli linç ediliyor, bizzat şahit olduğum kadarıyla da telefonuna gelen tehdit mesajlarının ardı arkası yok. Bir kez daha sormaya niyetleniyorum. 

‘Yok Pelin! Bu milletin paralarını kimler nasıl harcıyor anlatmaya devam edeceğim. Bu benim atalarıma borcum. Bugün Türkiye’de hâlâ açlıktan ölen bebekler varsa ben susamam.’ diyor.  Röportaja başlıyoruz. Bu birinci bölüm. Konumuz futbol. Yarın ikinci bölüm gelecek. Konularımız güzellik merkezleri ve görgüsüzlük.

Buyursunlar…

– Twitter’da TT idin ben evden çıkarken yine. Son dönemlerde bu, çok sık başına gelmeye başladı farkındayım…

Evet ve bu beni korkutuyor aslında çünkü ben gazetecilerin normalde yapması gereken şeyi yapan, yani sorulması gereken soruları soran sıradan biriyim. Ama insanların doğru bilgiye ulaşabilmek için ellerinden geleni yapıyor olmalarını ve karşılarında da doğru, belgeli, ispatlı bilgi sunan birini görünce de ona ilgi göstermelerini anlıyorum. Günümüzde özellikle de sosyal medyanın yaygınlaşması ile kendini savcı yerine koyan, yargı dağıtan insanlar çıktı. Suçlu suçsuz ayrımı yapmadan, insanların masumiyet karnesine bakmadan, gazeteciliğin temel ilkelerini kaale almadan kendilerini gazeteci adledenler var. İnsanlar da kime güveneceklerini bilmiyorlar.

– Sen bir çeşit güven simgesi gibi algılanmaya başladın. ‘Ben belgelerimi sadece Murat Beye yollarım’ diyenler duydum X’in ses odalarında. Bir dönemin Uğur Dündar’ına benzetiyorum bu durumunu. Hani meşhur ‘Açar mısınız beyfendi!’ diye kapıyı kırar ya da işletmelerin mutfaklarını habersiz denetlerdi ya. Onun gibi…

Evet biraz öyle. O zamanlarda kendini ifade etmek isteyen herkes Uğur Dündar’a ulaşırdı. Belgelerini ona sunmak isterlerdi çünkü herkese objektif bir şekilde cevap hakkı tanırdı. Benim kutup yıldızım diye tanımladığım Uğur Mumcu da öyleydi. Bunlar kıymetli isimler. Gazeteciliği olması gerektiği gibi yapan isimler. 

– Üzerinde ekstra bir baskı hissetmiyor musun?

Hissetmez olur muyum? Korkuyorum. Bir hata yaparım da insanları yanıltırım diye. Zaten çok titizimdir her şeyi 4-5 kez kontrol ederim, şimdi çok daha fazla bu. Gelen her bilgiyi kontrol ediyorum, yazılarımda geçen her ismin cevap hakkını kullanmasına gayret ediyorum. Bir araştırma yaparken hop oturup hop kalkıyorum Pelin.

– Tehdit de edildiğini tahmin ediyorum. Korkmuyor musun?

Ediliyorum tabii edilmez miyim? Bak şu biraz önce geldi mesela. (Bana telefonuna gelen mesajı gösteriyor) Küfürler hariç okuyayım hatta kayıtta da olsun. Bu mesajı atan K.T.Ş . ‘Yarın öbür gün bir holigan ibreti alem için suratını kesecek’ demiş bana. Yaz bunu da lütfen!

– Avukatına verdin herhalde bunu değil mi? 

Verdim tabii ama bu tek değil ki. Bak Pelin ben eleştiriye açık biriyimdir. Eleştirinin her türlüsüne, yapıcı da yıkıcı da. Çünkü inan her şeye verilecek bir cevabım var. Yaptığım her hareketi neden yaptığımı biliyorum ama bu tehdit yani bambaşka bir şey, suç.

– Hazır demin Uğur Dündar’ın kulaklarını çınlatmışken direkt futbol dosyasından başlayalım. Hatta ben sana direkt telefonumu vereyim buraya geldiğimi bilen Galatasaray taraftarlarının sana sormamı istedikleri soruları oku. Özetle Fenerbahçe konusunda tarafsız davranmadığını düşünüyorlar ve bunda da Uğur Dündar’ın etkisi olduğu kanısındalar…

Ver okuyayım… (Soruları okuyor) Kısaca şöyle söyleyeyim. Umarım Cumhuriyet gazetesinde çıkacak yazımı okurlar. Bak benim bir takımın taraftarı olmam o konuyla alakalı soru sormayacağım anlamına gelmiyor. Çünkü holiganlık, faşizanlık ve faşistlik insanı kör eden, doğruları görmesine engel olan durumlardır. Bir gazetecinin işini yapmasına engel olur. ‘Aman ucu bana dokunmasın’, ‘aman ucu şuna dokunmasın’ diyerek araştırma yapamazsın. Soru soramazsın. Yolsuzluk varsa yolsuzluğu yapanın siyasi partisi, ideolojisi ya da takımı olmaz. Hırsız hırsızdır. O sebeple de Fenerbahçe ile alakalı bir kayırma olamaz. Ben yapmam. Onların sormak istedikleri aslında transfer konusu sanırım…

– Evet ondan bahsettiler. Tuzlaspor ile alakalı girdiğin yolun doğru olduğunu söylüyorlar ama Ali Koç’un ismi zikredilmeye başladığında neden sessizleşti diyorlar. 

Sessizleşmedim. Öncelikle şunu söyleyeyim onların tepkilerini de inan anlıyorum. Baştan başlayalım. Ben Tuzlaspor’a nasıl ulaştım? Dilan Polat meselesini araştırırken bana ‘Tek kişi o değil Selin Ciğerci ve Gökhan Çıra’nın da kazandıkları paralara bakın’ diye ihbarlar gelmeye başladı ve işin ucu Tuzlaspor’a geldi. 

– Deniz Akkaya’nın iki sene öncesinden anlatmaya başladığı bir mesele bu. Halen X’de bulduğu belgeleri paylaşıyor. Fenomenlerin usulsüzleri ile ilgili sorular soruyor, anlatıyor. Size de ulaşmıştır..

Evet ulaştı, çok da faydası oldu. Sonrasında benzer birçok ihbar da geldi. Ben de araştırmaya başladım. Fevzi İlhanlı’nın transferlerde ve tribün gelirlerinde usulsüzlük yaptığına dair de ihbarlar geldi. Passolig’e baktım mesela bir maç için bilet almaya çalıştım alamadım çünkü hepsi satılmış gözüküyor. Ancak o gün stadın görüntüsü var. Statta beş kişi var ya da yok. E hani biletler satılmıştı? Hani stat doluydu? Ben bu soruyu sayın İlhanlı’ya canlı yayında da sordum.

‘Murat bey ben de bilmiyorum Passolig’e sorun’ dedi. Ben diyorum ‘para nerede?’ o diyor ‘ben de bilmiyorum para nerede?’ Ertesi gün bir daha konuştuk. ‘Keşke önce bana sorsaydın’ dedi. Ben de ‘Passolig’den geliriniz ne kadar?’ diye sordum. Yine ‘bilmiyorum’ cevabını verdi. Passolig’e sordum cevap alamadım. Futbol Federasyonuna sordum cevap yok! Ben de ısrarla yazılarıma devam ettim. Derken bir gün Ali Koç bir kurul toplantısında bu durumdan bahsetmiş. ‘Murat Ağırel’in tribünlerle ilgili yazdıklarına niye sessiz kalıyorsunuz?’ demiş. Bunun üzerine de İlhanlı sosyal medyasında bence bir spor kulübü başkanına hiç yakışmayacak bir üslupla ‘Fırıldak Ali’ diye bir açıklama yapmış ve Koç hakkında birtakım iddialarda bulunmuş. Bak burası önemli çünkü muhatabı ben değilim. Yani sayın İlhanlı sayın Koç’a soruyor, bana değil. ‘Transferi açıkla’ diyor. 

– İşte burada senin demin bahsettiğimiz ‘Doğrucu davut’ durumundan ötürü aynı soruyu sayın Koç’a sorman, meselenin üzerine gitmen beklenmiş. Gitmediğin zaman da takım kayırdığın gibi bir algı oluşmuş. Benim anladığım bu.

Anlıyorum bunu ama sordum, sormadığımı kim söyledi. Bu mesele olduğunda hemen Ali Koç’a ulaştım ve merak ettiklerimi sordum. Polatlar meselesindeki sponsorluk anlaşmasında neler yapıldı ya da bu bahsedilen Diack transferi meselesini. Bak insanlar gazeteciliği çok basit zannediyorlar. Ben Ali beyi arayacağım, hemen yazacağım sanıyorlar. Ama bu tarz işlerde araştırırsın, bilgileri teyit edersin, birçok yönden farklı kişilerle görüşür sonunda bilgilerini damıtır yazarsın. Ama ben Ali Koç’u da Fenerbahçeyi de kayırmadım. Bu konuyu da yazdım sanırım bugün Cumhuriyet Gazetesi’nde yayımlanacak. Ayrıca Ali bey bana meselelerle alakalı yazılı bir açıklama da yapacağını söyledi. Onu da bekliyorum. Bir de pazar günü yine Cumhuriyet’te yayımlanacak köşemde de hangi futbolcunun hangi kulübe nasıl bir şike teklif ettiğini bizzat kulüp başkanlarının ağzından okuyacaklar. O da tarafsız bir yazı. Her şeyi değiştirecek cinsten bir yazı.

– Taraftarlardan tepki alsan da başkanlar seni destekliyor anladığım kadarıyla…

Fenerbahçe başkanı, Sivaspor Başkanı, Kayserispor basın sözcüsü, Adanademirspor başkanı ile birebir konuştum. Konuşmadıklarım da sosyal medyalarından destekliyorlar durumu. Daha geçenlerde Galatasaray Başkanvekili Erdem Timur ile görüştüm. O da tıpkı diğerleri gibi ‘Murat lütfen bu girdiğin yolda devam et, biz elimizden geleni yapacağız sana destek olmak için’ dedi. Aynı cümleyi Murat Sancak’tan da duydum.

Türkiye’de birinci ligdeki takımların yöneticilerinin hepsi bu araladığım kapıdan girmemi ve dosyanın devamını getirmemi istiyor. Yani taraftarlar kızsa da küfretse de başkanlar beni biliyorlar. Troller beni linçlediğinde yönetim tarafından arayıp ‘Murat biz seni biliyoruz’ dendiği de çok oldu. ‘Taraftarların WhatsApp grupları var oraya fotoğrafın atılıyor’ dediler. ‘Haydi buna yükleniyoruz’ deniyormuş. Bu şekilde organize oluyorlar yani. Siyasette de aynı trol mekanizması var. Ama bu linçlere göre hareket edersek hiçbir parti, hiçbir takım ve hiç kimse hakkında konuşamayız, sorular soramayız.

Ee ortada bir şaibe varsa, cevaplanması gereken sorular varsa ne yapacağız? Bak ben futbol yazarı da değilim üstelik. Evet Fenerbahçe taraftarıyım ama hayatımda herhalde 10 kez maça gitmemişimdir. Futbolu çok bilmem yani. Ama etrafta kendine futbol yazarı diyen birçok kişiden çok yazıyorum meseleyi. Hatta gerçeği söyleyeyim Pelin: Meğer bu Tuzlaspor meselesini tüm camia, yani tüm yazarlar, herkes biliyormuş ama kimse yazmamış. Kimse bahsetmemiş. Ta ki ben Selin Ciğerci ile alakalı ihbarlardan dolayı işi kurcalayıp da yazana dek.

– Şimdi birçok kişi yazıyor, sorular soruyor değil mi?

Evet. Ben gazeteci olarak elimden geleni yaptım, yapmaya da devam edeceğim. Bugüne kadar kendine futbol yazarı diyenler de benden sonra yazmaya başladılar. Ama direkt soru soran, araştıran yok. Söze hep şöyle başlanıyor ‘Murat Ağırel’in iddialarına göre…’ beni bir hedefe oturtuyor sonra yazıyor yazısını. Alışılan sistem bu. Herkes birilerine sırtını yaslamış ve zarar görmek istemiyor. Etliye sütlüye karışmadan sistemi devam ettiriyor. Zaten mesele artık benden çıktı. Futbol müfettişleri var, Futbol Federasyonu var. Artık onların bu soruşturmayı ilerletmeleri gerekiyor. Ben gittim savcılığa ifademi verdim.

– Sence üzerine ne kadar gidilecek meselenin?

Usulsüzlük o kadar çok ki bence mutlaka üzerine gidilecek. Orada hissettiğim bu idi. Eğer irade gösterebilirlerse bu iş çok büyüyecek Pelin. Bu ülkede artık sanal bahisin bitmesi gerekiyor ve bunun içinde ne gerekiyorsa yapılıyor. Bak mesele bir kupon buldum. Bulgaristan’da oynanmış. Türkiye ikinci ligindeki bir maça. Oynanan yer belli, IP adresi belli. Adam 475 bin TL yatırıyor 5 Milyon kazanıyor. Ben bahis oynamam, çevreme sordum dedim “bunun böyle tutma olasılığı ne?” dediler ki imkânsız. Milyonda bir ihtimal. Ne hikmetse tutmuş! Böyle kaç tane kupon var, kazanılan kaç para var biliyor muyuz? Hayır. Geçenlerde Tuzlaspor başkanı yine açıklama yapmış kuponu nasıl buldu gibisinden. İnan cevap vermek istemedim güldüm geçtim. Ben o kuponu kendi imkanlarımla buldum. Buyursunlar bahis siteleri orada. Açıklasınlar bakalım kaç tane bahis oynanmış? Kaç kişi oynamış? Hangi maçlara ne paralar yatırılmış? Bak neler çıkacak ortaya! Bu arada tüm kulüpleri kastediyorum burada. Aklına gelen hepsini. Yani bu işi çözebilirsek Türkiye’nin şike açısından hangi noktaya geldiğini de görebiliriz. Ama yine söylüyorum ki bu benim görevim değil. Ben gazeteciyim. Avukat değilim, polis değilim, savcı değilim. Ben belgeleri ortaya koyarım. Gerisini savcılık makamının işi. 

– Futbol camiasındaki yolsuzluk yazılarının birinin başlığını sonradan değiştirdin. Bunun sebebi neydi? Belki bu sabahki tepkilerin de o yazıyla ve başlıkla bir alakası vardır.  

Evet. Murat Özkaya ile alakalı olan yazımdan bahsediyorsun. Çünkü ilk şekliyle çıktığı zaman insanların verdikleri tepkileri gördüm ve onlara hak verdim. Evet Murat bey Galatasaray Kongre üyesi ama önce Eyüpspor Başkanı. Yazının başlığında da önce onu vurgulamalıydım. Hata ettiğimi anlar anlamaz da düzelttim. Tekrar söylüyorum o başlığı atarken de en ufak bir art niyet yoktu içimde. Zaten o gece Halk TV’de de akşam uzun uzun anlattım bunu.

Murat bey ile de yolum Tuzlaspor’un transferlerini incelerken kesişti baktım 8 tane futbolcuyu aynı anda almışlar merak ettim. İsim de tanıdık geldi. Sonra bir baktım ben 2020’de Sayıştay raporunda da yazmışım kendisini. Bak düşün o kadar bilmiyorum Galatasaray ile alakasını. Hemen aradım. ‘Başkanım Eyüpsporla ilgili sorularım var, Tuzladan 8 futbolcu almışsınız bu nedendir?’ dedim. Bir de Central Oto’yu sordum tabii. O da ‘Bu böyle telefonda olmaz gelin yüz yüze bir kahve içelim anlatayım’ dedi. Gittim. Uzun uzun konuştuk. Tüm samimiyetiyle anlattı. Off-the-record çok şey de var. Yazıyı okuyanlar bilir ya da bulup okuyabilirler. 

– Murat bey ile bir daha konuştunuz mu? 

Hayır ama geçenlerde bizim Halk TV’de programda bir şema hazırlanmış. Amacı konu başlıklarını belirlemek. Nereden başladık, hangi konulara değindik nereden devam ediyoruz minvalinde. Hani televizyonu sonradan açan biri olursa anlasın diye. Neyse orada bizimkiler Eyüpspor /Tuzlaspor/Murat Özkaya diye başlık atmışlar. Vay efendim neden o adamın ismi oradaymış hangi belgeye dayanıyormuş? Tepkiler gelmeye başladı. Derken Murat bey aradı ‘Beni oraya koymuşsunuz linç ediyorlar, çıkarır mısınız?’ dedi. ‘Tabii başkanım’ dedim. Sonuçta insanlar onu ne zannetti anlamıyorum.

O bir örgüt şeması değildi ki. Lisede konu başlıklarını yazarsın ya aynen o mantıkla hazırlanmıştı. Kendine sözüm ona futbol yazarı diyen kişiler bana bu yüzden tetikçisin dediler bir de. Ama inan bana cevap vermeyi zül sayarım. Yine söylüyorum benim derdim bir takıma ulaşmak, bir takımı zan altında bırakmak değil. Ben ortada bir yolsuzluk varsa üzerine giderim. Fenerbahçe Üniversitesi ile ilgili yazıları da yazan benim. Aziz Yıldırım’la da Vefa Küçük’le de konuştum. ‘Dünya kadar arazi varken neden orası? Neden o vakıf ile bağlantılı adamlardan yer kiralandı?’ dedim. O zaman da Fenerbahçeliler linç ediyordu. Ben sorgulamaktan kaçmam Pelin. Eşim, dostum, ailem olsa kayırmam yazarım. Bak sana örnek de vereyim; 29 yıllık aile dostumuz var. İnşaat işiyle uğraşıyor. Üç kez yazdım onu. Üç kez!

– Nasıl tepki verdi?

Küstü. Görüşmeyi kesti. Ben ne görürsem onu yazarım, böyle yapmaya da devam edeceğim. 

– Çok yeni bir gündem daha çok konuşulur ve ileride bu konuda ayrı bir söyleşi de yapmak isterim seninle ama yine de sorayım. Arda Turan ve diğer futbolcuların başına gelen dolandırılma meselesine dair fikrin var mı? ‘Fatih Terim Fonu’ meselesini ne kadar kurcalama şansın oldu?

Daha sadece iddianamesini okuyabildim, zamanım yok. Ama İsmail Saymaz’ın yazısından biliyorum. Tabii ki bakacağım, tabii ki inceleyeceğim. Bak bu meseleye de bir takımın oyuncusunun başına gelen bir olay olarak bakmamak lazım. Sorulması gereken soru da çok belli, yani benim en çok merak ettiğim ve en çok araştıracağım yer belli. O kadar çok para, milyon dolarlar nasıl oluyor da böyle elden ele, çanta ile taşınabiliyor.

Biz günlerdir neyle mücadele ediyoruz Pelin? Bu güzellik merkezleri dosyasını neden açtık? sorduğumuz soru ne? Nereden geliyor bu para? Ve bu para vergilendiriliyor mu? Bizler vergimizi verirken bu çantalarda taşınan paralardan para kazananların bir sorumluluğu yok mu? Bu, başka banka müdürleri tarafından da yapılan bir sistem mi? Başka kimler valizlerle paralar verdi ve kaybetti? Tüm bunları soracağım Pelin.

– Arda Turan’a ulaşacaksın o halde sanırım ilk etapta…

Evet, dosyayı inceledikten sonra ulaşacağım tabii ki. Kime ne sorulması gerekiyorsa da soracağım. Merak etmesinler. 

Instagram

Bu makalede öne sürülen fikir ve yaklaşımlar tamamıyla yazarlarının özgün düşünceleridir ve Onedio’nun editöryal politikasını yansıtmayabilir. ©Onedio

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

xxx